Ruh kusması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ruh kusması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Yeni Misafirimiz Kumru-idi


Üç tekir misafirimizden sonra sokakta bulduğumuz bir kumruyu misafir ettik. Anladğımız kadarıyla doğustan ayakları sakat olan yavru kumrumuz ölüme terk edilmiş. Çok üzüldük hemen evimizi açtık. Hemen hemen bir haftadır yazmayı düşünüyordum sevgili misafirim Benjamini.

Ama artık Benjamin (kumrumuz) hakkında yazacağım şeyler sevgili kedim Mestan'a yöneliyor. Onlar kardeş kardeş oynayan iki ev hayvanıydı ama sadece ben yanlarındayken öyleymiş sevgili kedimiz Mestan meğer sadece şirinlik olsun diye numara yapıyormuş. Henüz yemek yemeyi bilmeyen Benjamin in kutusunun yanına gidip onu izlerken mırlayan Mestan sadece midesini düşünüyormuş. Bütün huzur ve mırıltısı sadece aç midesini doyurma hayallerindenmiş.
Bugün kedilerin kuşları yediğini ve Mestanında bir kedi olduğunu unutup ikisini baş başa bıraktım ve Kuzenime gittim. Eve döndüğümde Benjamin kutusunda yoktu yerinde Steinbeck ın Yukarı Mahalle kitabı vardı. Kitabın kutuda ne aradığını bende bilmiyorum. Sanırım uyanık kedim kuşun yokluğunu fark etmeyelim diye içine kitap koymuş. Tabi o kadar becerikli mi bilmiyorum.
Kuşu odanın içinde epey bi aradım ve sonunda mestan güzellik uykusundan uyanıp bana büyük bir marifet gibi kuştan kalan parçaları gösterdi. Geriye kalan iki kanadı görünce büyük bir şok geçirdim ve artık psikoloğa gitme zamanım geldi diye düşündüm...

29 Ocak 2009 Perşembe

En acımasız silahımla dövüyorum ruhumu. Acı çektikçe daha fazla işkence ediyorum ve daha çok mazoşistleşiyorum. Tüm acıların en büyüğünü tatmak ve daha fazla acımasız olmak için. Yüreğimde merhamet kalmasın diye işkenceler ediyorum aciz ruhuma....

Sevgisiz bir yaşam sunuyorum kendime. Sevgisiz ve kimsesiz. Ölümün soğukluğunu taşıyan, yalnız bir ölümle sonlanacak buz gibi bir yaşam.

12 Ekim 2008 Pazar

Ruhun İşemesi




Gecenin içinde camdan dışarı bakmış sigarasını içerken yine aynı duygulara kapıldı. Kıskançlık, nefret... Bu nefretim ve kıskançlığım öldürecek beni diye düşündü. Kıskançlık etmekte haksız değildi aslında. O küf kokan odasında son kuruşlarının hesabını tutarken, sigara alsam okula gidemeyeceğim derdindeyken, bir ev kirasını ödeyemezken arkadaşının sevgilisene aldığı pahalı hediyeler geldi aklına. Hayatın adaletine akıl sır ermiyordu. Oysa varlık içinde yaşayanlar ona göre bu varlığı haketmiyorlardı.






Ayağa kalktı, ışığı söndürürken zihni hala aynı düşüncelerle meşguldü. Yatağına uzandı konusulanlar beyninde yankılanmaya başladı. "Ah güzelim sen üzülme buda geçer sen hele bir mezun ol. Paranı kazan gönlünce harcarsın bu günleri hatırlar gülersin" diyordu kokoşlardan biri. Sonra yine aynı sohbetine devam ediyordu "ay bana gel yeni elbiseler aldım indirimden sanada gösteriym" yeni alınan elbiseler, ayakkabılar... Oysa onun arkasına giyebileceği bir kat elbisesi ve bir çift ayakkabısı vardı. Neden böyleydi sanki. İstediği yeni elbiseler almak değildi aslında. Maddi hesaplar yapmaktan sıkılmıştı, uykusuz kalmaktan, insanların arasında kendini eğreti hissetmekten bıkmıştı. Kendini çok çirkin ve aşağılık hissediyordu. Oysa ne çirkindi ne aşağılık. Parası yoktu belki ama özgürdü. Yine sesler yankılanıyordu zihninde "fazla takma kafana. Allah sevdiği kula dert verirmiş" yatakta yumruklarını sıktı. Oysa o Allahın sevdiği bir kul olmak için hiçbir şey yapmıyordu. Şükür bile etmiyordu. Neyi vardı ki şükretmek için? Onun gibi dua bile etmiyordu. Peki neden o değildi bu küflü odadaki?


Birden aklına Suç ve Ceza da Raskolnikov ve sarhoş adamın konuşması geldi " Sefillik kapıdan girdi mi asillik bacadan kaçar" diyordu sarhoş. Hiç değilse hala asilliğini kaybetmemişti.



Ne kadar küçük şeylere takıyorlardı insanlar. Dertleri tasaları o kadar küçüktü ki. Belkide küçük insanlar olduklarından hep küçük şeyleri dert ediyorlardı. Küçük şeylerle mutlu oluyorlardı. Alış veriş yapıp stres atıyorlardı kendi deyimleriyle. Oysa onu en çok mutlu eden bir sigara yakıp tek arkadaşıyla dertleşmekti. Hayattaki hedefleri ve acıları aynı olan tek arkadaşıyla.... Hedefleri büyüktü. Dünyayı değiştiremeyeceklerdi belki ama dünya için güzel şeyler yapacaklardı. Arkadasının hep söylediği bir söz vardı, "biz büyük düşündüğümüz için mutsuzuz küçük hedeflerimiz olsaydı hemen elde eder mutlu olurduk." Evet haklıydı. Mutlu olmak için bir tomar para harcayıp hala Cengiz Aytmatov'u tanımayan cahillerden değildi. Cengiz Aytmatov'u biliyordu, Alekseev Fedor'u da biliyordu, Franz kafka okumanın hazzına varmıştı. Parası yoktu ama cehaleti hat safhaya ulaşmamıştı....